Buluştuğumuzda çok gergindi. Onu hiç böyle görmemiştim.
Kendisini yıllardır tanıdığım için, bedeninin titeşimlerinde bile bir sıradışılık olduğu apaçıktı.
-Seninle bir şey konuşmak istiyorum dedi.
-Günlerdir gözüme uyku girmiyor. Beni ancak sen anlarsın.
Birdenbire, bu ne olduğunu bilmediğim yükün altında ezilmeye başladığımı hissettim.
-Hayırdır, dedim gülümsemeye çalışarak.
-Aslında yaşadığım şeyle ilgili bazı sonuçlara vardım ama hala içim içimi kemiriyor. Bunu birisiyle paylaşıp, bir miktar olsun yükümü hafifletmek istiyorum. Seni onun için görmek istedim doğrusu.
Konu iyice gizemli bir hal almaya başlamıştı ki, anlatmaya başladı.
Aile bireylerinden birisi, kendi yaşamıyla ilgili bir karar vermiş, bir seçim yapmıştı. Ancak bu karar, onun hiç uygun bulmadığı, deliler gibi yadırgadığı bir karardı. Onun için bir felaketti. Böyle bir şey olamazdı. Başka yerlerde, başka ailelerde olabilirdi ama konu kendi ailesine gelince, böyle bir şeyi düşünmek bile düşünülemezdi. Duyduğunda ilk iki gün hiç uyku uyuyamamış, ne yapacağını bilememişti. Büyük bir duygusal gerilim yaratmıştı bu durum üzerinde. Şimdi anlatırken bile o duygularını her haliyle yansıtıyordu. Ses tonu sürekli değişiyor, baskın tonlamalar yapıyor, konuşurken bir oturuyor, bir kalkıyor, elleri kolları sürekli hareket ediyor, şaşkınlık ve itiraz kelimelerini söylerken dudakları uzuyor, göz bebekleri dışarı fırlıyor, kırışmış alnını ileri doğru uzatıyordu. Hala kendisini “yaralayan” olayın etkisinin altında kıvranıyordu.
Sonra oturdu, soğuyan kahvesinden bir yudum, ardından derin bir nefes ve bir yudum da suyundan aldıktan sonra devam etti.
İki uykusuz günden sonra, yavaş yavaş duygularını tanımlayıp, onlarla yüzleşmeyi akıl etmiş. Hayal kırıklığı, kızgınlık, öfke, tehdit…. Yaşadığı her duyguyu listelemeye çalışmış aklında.
Ama bu yeterli olmamış.
-Bir şeye isim vermek, diyor, onun neden ve nasıl oraya geldiğini, orada durmaya devam ettiğini açıklamıyor.
O isim verdiğimiz bir sürü şeyin nereden ve nasıl geldiğini sonunda fark etmiş ama bu durum işi daha da zorlaştırmış.
Onun ifadesiyle, bu yaşadığı duygulara neden olan, iki gün kendisini uyutmayan şey değer sistemiyle ilgiliymiş.
Değerlere örnekler verecek olursak; aile, arkadaşlık, sevgi, bilimsellik, rasyonellik, sorumluluk, cesaret, kader inancı vb kavramlar olup, o değere inanan kişilerin tüm düşünce ve davranışlarını belirlerler.
Değerlerle ilgili üç bilgiyi hatırlatmak bu yazı açısından önemli:
- İnandığımız değerler bizim yaşam yolculuğumuzda bizi destekleyebilir ya da engelleyebilir. Başka bir ifadeyle adaptif ya da mal adaptiftirler.
- Değerlerimiz hiyerarşiktir. Sahip olduğumuz değerlerimiz birbiriyle çatıştığı zaman, o anki durum içerisinde altta olan değerimizi bırakıp, üst konumda olan değerimize göre düşünür ve davranırız.
- Değerlerimizin hiyerarşisi genelde aynı kalırlar ama yaşadığımız önemli olaylara, travmalara, geliştirdiğimiz farkındalıklara göre değişiklik gösterirler. (evlenme, boşanma, bir yakınını kaybetme, ülke değiştirme, kamuoyunda “önemli” bilinen kişilerin söylemleri…)
İşte hikayemizde olan böyle bir değişim sancısı.
Bilimsellik ve rasyonellik değerleriyle aile değerinin çatışması arkadaşımı neredeyse öldürüyormuş. Ama imdada başka birisi yetişmiş: Empati. Empati bu çatışan değerlerin üzerine çıkarak ateşkesi sağlamış. Ama arkadaşımın hala içinde bulunduğu duygu durumu, kalıcı barış için biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

